Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Tiyatro
 Özel Forum : Tiyatro
Konu Konu: ANTİK YUNAN’DA TİYATRO DÜŞÜNCESİ Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
dvorak
Alaylı
Alaylı


Kayıt Tarihi: 25-Ağustos-2008
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 5
Gönderen: 28-Ağustos-2008 Saat 03:37 | Kayıtlı IP Alıntı dvorak

<br/><a href="http://i36.tinypic.com/2a4o0tu.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Antik Yunan’da Tiyatro: Tragedya ve Komedya

    Eski topluluklarda dans ve müziğin çeşitli tören ve kutlamalarda kullanıldığı bilinmektedir. Bu törenler insanların dünyayı algılayış biçimleriyle ve inançlarıyla paraleldir. Örneğin tüm dünyada eski toplumlar baharın gelişini doğanın canlanması, ekinlerin hasat edilmesi, olumsuz hava koşullarının geride kalması, ölümlerin azalması, günlük yaşamın kolaylaşması vb. yönlerden törensel bir biçimde kutlamışlardır. Yine en eski inanç sistemlerinden biri olan Şamanizm’de şamanlar doğadaki kötü ruhların etkisini azaltmak için çeşitli ritüellere başvurmuşlardır. Antik Yunan’da da İ.Ö VII. ve VI. yüzyıllarda insanlar Tanrı Dionysos onuruna törenler düzenlerlerdi ve bu törenlerde “dithirambos” adlı şarkılar söylenirdi. Bu şarkıları söyleyen kişiler Tanrı Dionysos’un kutsal hayvanı olan teke kılığına girer, şarkılar söyler ve danslar ederlerdi. Zamanla bu danslar daha düzenli biçimlere dönüşmeye başlar, şarkı söylen kişiye ek olarak bir de yanıt veren kişi ortaya çıkarak diyaloglar oluşur ve sonunda bu gösteri, dinsel bir tören olma niteliğinden uzaklaşarak kendine özgü bir sanat dalı olma yolunda, yani tiyatroya dönüşme yolunda hızla ilerler.

     İşte tragedya sözü, Yunancada teke anlamına gelen “tragos” ile şarkı anlamına gelen “aoide” sözcüklerinin birleşmesinden (tragoidia/tragedya) oluşmuştur. Arkadaşlar eski tiyatro metinlerinin uyaklı (kafiyeli) olması ve müziğin bu tiyatronun ayrılmazı sayılması tragedyanın kökeniyle ilgilidir; çünkü tragedya bu törenlerde söylenen uyaklı şiirlerden ve müzikli gösterilerden doğmuştur.

     Komedyanın ise Dionysos için düzenlenen bağbozumu törenlerinde doğduğu düşünülmektedir. Bolluğu, üremeyi kutsayan ve köylerde yapılan halk geçit törenlerine “komos” adı veriliyordu, komedya bu eğlenceli geçit törenlerinde yapılan açık saçık taklitlerin düzenli bir biçim almasıyla doğmuştur.

     Tragedya doğadaki bazı güçlerin (iyi-kötü, doğru-yanlış, etik olan-olmayan, erdemli olan-olmayan vb.) çatışmasını konu alır. Bu olaylar günlük insanların değil de mitolojideki tanrıların veya efsanevi halk kahramanlarının aralarında geçer daha çok. Antik Yunan’da ticaret yoluyla zenginleşen kent orta sınıfının liberal eğilim içinde olması, öte yandan ise soylu sınıfın geleneksel değer yargılarını yaşatmaya çalışması bir iç çelişki doğurmuştur, işte değer yargılarının bu iç çelişkisi tragedyada çatışan bu güçleri oluşturmuş, trajik olan da, bu dengeli karşıtlıktan doğmuştur.

     Antik Yunan tiyatrosu ‘tiyatro düşüncesi’nin evrimi içerisinde ilk önemli aşamadır, tiyatrodaki ilk kuramsal görüşler yine bu dönemde ortaya çıkmıştır. Antik Yunan tiyatrosu felsefeden bağımsız değildir. Dönemin filozofları olan Platon’un ve Aristo’nun sanat hakkındaki görüşleri de çok büyük önem taşımaktadır.



__________________
Bir insan yaşanmamışlığı bulunca
Onu artık hiç kimse anlatamaz
Yukarı Dön Göster dvorak's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: dvorak
 
dvorak
Alaylı
Alaylı


Kayıt Tarihi: 25-Ağustos-2008
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 5
Gönderen: 28-Ağustos-2008 Saat 03:42 | Kayıtlı IP Alıntı dvorak

 

 


Antik Yunan'da Tiyatro: Platon Felsefesi ve Sanat

     Platon'un sanat hakkındaki görüşleri felsefesinden bağımsız değildir. Platon'a göre duyularla algılanan dünya gerçekliği yansıtmaz, yaşadığımız dünya sadece akılla kavranabilecek olan idealar dünyasının bir yansımasıdır. Bu görüşten bağımsız olmayarak Platon sanatı iki yönlü ele almış; birincisinde sanatı yüceltirken diğerinde sanatı işe yaramaz görmüştür.

     Platon'a göre sanat tanrısal bir esinden doğar, yani yaratıcı durumdaki sanatçı aslında bilinçli olarak bir şey ortaya koymaktansa sadece tanrının ona fısıldadığı şeyleri söyler ya da tanrının istediklerini yaratır. Bu Platon'un sanata bakışının birinci yönüdür ve sanata kutsal bir nitelik kazandırır.

     Platon'un sanata bakışının ikinci yönü onun felsefesiyle biçimlenir. Eğer yaşadığımız dünya gerçekliğin (asıl olanın, kusursuz olanın, ideaların) bir kopyası ve yansıması ise, sanatçı bu kopyanın da kopyasını çıkararak, yani gerçeğin üçüncü kez kopyasını yaparak gerçek olandan gittikçe uzaklaşır. O halde sanat aslında gerçeği yansıtmaz.

     Platon'a göre insanlar akıllarıyla hareket etmeli ve aklın düzgün bir biçimde işlemesini engelleyen duyguları dizginlemesini bilmelidir. Oysa sanat doğrudan duygularımıza seslenmekte ve sağduyulu olmanın önüne geçmektedir:

   

      "- Dinle de kendin söyle, Homeros yahut herhangi bir tragedya şairi, bir kahramanın acı duymasını, ahlar vahlarla konuşmasını, göğsünü yumruklayarak derdini haykırmasını tıpatıp benzetiyor, içinden en iyileri de bunu dinliyor diyelim. Bilirsin nasıl hoşlanırız bundan, kanımız kaynar dinlerken, bize en çoşkun heyecanları yaşatan şaire hayran oluruz gerçekten.

     - Öyledir bilmez olur muyum.

     - Ama kendi başımıza bir felaket gelince bunun tam tersini yaparız, onu da bilirsin. Bağrımıza taş basar, susarız; erkek adama böylesi yaraşır deriz; şiirde beğendiğimiz ağlaşmaları kadınlara bırakırız.

     - Bunu da bilirim.

     - Peki benzemek istemediğimiz, hatta benzemekten utanacağımız bir adamı alkışlamaya, iğrenecek bir şeyden hoşlanmaya, coşmaya hakkımız olabilir mi?

     - Olamaz Zeus için, akla sığmaz bu.

     - Sığmaz ya; hele şunu da düşünürsen.

     - Neyi?

     - Felakete uğrayınca zorla tutunmaya çalıştığımız neydi içimizde? Gözyaşı dökmek, dilediği gibi inlemek, acıdan bağırmak isteyen yanımız değil mi? İşte yaradılışımızdan bu isteklerle çevrili yanımızı doyurmak ister şairler. Tiyatrolarda budur coşturdukları yanımız. En iyi yanımıza gelince, akıl ve gelenek bizi tutmazsa, gözyaşları karşısında yumuşar, başkalarının felaketlerine ağlamayı ayıp saymayarak kendimizi acıma duygularına bırakıp, alkışlanmayı küçüklük saymaz, tersine iyi bir insanın buna bağlanması gerektiğine, bu şiirden aldığı zevkin, faydalı bir zevk olduğuna, bütün şiiri atmakla bu zevkten yoksun kalacağına inanır. Bence çok azdır onun gibi düşünen adamlar; onlara göre başkalarının duyguları bizim de duygularımız olabilir, çünkü duygularımızı başkalarının dertlerine göre ayarlamışızdır, kendimiz için dizlediğimiz acıları başkaları için dizginleyemeyiz.

     - Çok doğru söylüyorsun.

     - Komedya için de aynı şeyi söyleyemez miyiz? Bir tiyatroda, yahut eş dost arasında bir soytarılık gördün diyelim. Bunu kendin yapmaktan utanabilirsin ama, tiksinecek yerde beğendin diyelim. Tragedyada gelen neyse burada da o gelmez mi başına? Sana soytarı demesinler diye aklında tutuğun gülünç yanını meydana koymuş, onu desteklemiş ve farkına varmadan bir soytarı haline gelmiş oluyorsun.

     - Diyecek yok buna.

     - Tutku gibi, öfke gibi içimize hoş veya acı gelen ve ister istemez gündelik hayatımıza giren duygular, şiir benzetmesinin etkisi altında kalmaz mı? Benzetme bu duyguları kurutacak yerde sulayıp besler, dizginlenmesi gereken tutkulara içimizin dizginlerini verir."

     Platon sanata ahlaki yönden de bakmış ve sanatın geçlerin eğitiminde kullanılabileceğini savunmuştur. Sanata yararcı gözle bakmış, ayrıca eğitimsel yanına değinmesi sansür düşüncesini getirmesine neden olmuştur.



__________________
Bir insan yaşanmamışlığı bulunca
Onu artık hiç kimse anlatamaz
Yukarı Dön Göster dvorak's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: dvorak
 
dvorak
Alaylı
Alaylı


Kayıt Tarihi: 25-Ağustos-2008
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 5
Gönderen: 29-Ağustos-2008 Saat 03:10 | Kayıtlı IP Alıntı dvorak

Antik Yunan'da Tiyatro: Aristoteles ve Poetika

     "Poetika" Aristo'nun sanat hakkındaki görüşlerini anlatan ve bunu bir bütün içinde veren yapıttır. Aristo sanat hakkındaki görüşlerini bir bütün halinde veren ilk düşünürdür ve "Poetika" bu konudaki ilk kuramsal kitap olması bakımından önemlidir. Bu kitabında Aristo daha çok 'destan' türüyle 'tragedya'yı karşılaştırmış, bu iki türün birbirine benzeyen ve ayrılan yanlarını belirtmiştir.

     Destan; halk ozanlarının anlattıkları, tarihteki önemli olayları ve kişileri ele alan, bu niteliğiyle insanları bilgilendiren, anlatıcısının toplumda saygın bir yere sahip olduğu biçimce şiir, türce hikaye  olan anlatılardır. Aristo tragedyaya benzemesi açısından destanın özellikleriyle tragedyanın özelliklerini karşılaştırarak bazı çıkarımlara gitmiş ve tragedyanın daha üstün özelliklere sahip olduğunu vurgulamıştır. Aristo'ya göre tragedya, hareketi (dram) barındırması ve sahne tekniğini kullanması bakımından daha etkileyicidir. Etkileyici olan bir diğer yanı da müziğe yer vermesi ve 'koro'yu kullanmasıdır. Bu etkileyicilik yaşanan dönem için önemlidir, çünkü maddi bakımdan zenginleşen ve demokratik bir düzen oluşturan Yunan toplumu için insanların belirli bir eğitim düzeyine ulaşması, bunun dışında ayrıca bir sanat zevkine sahip olması önemlidir. Aristo'nun 'ahlak'a ilişkin görüşleri gerek içerik gerekse biçim bakımından sanata bakışını biçimlendirmiştir. Bu biçimlenişte Aristo ve Platon'un düşünceleri bazen birbiriyle kesişse de bu düşüncelerin birbirlerine karşıt olduğu durumlar da söz konusudur. Platon'un görüşleri sanatta estetiği barındırmaktan çok onun içeriksel yönüyle ilgilidir, oysa Aristo içerik kadar estetiği de gözetmiş ve bu konuda oldukça titiz gözlemler yapmıştır, tabi bunun nedeni Aristo'nun, Platon'dan biraz daha geç bir dönemde yaşaması ve dönemin sanatsal yaratılarına bütünsel olarak bakabilmiş olmasıdır.

     Platon ve Aristo ahlakçı filozoflardır, toplumda kusursuz bir düzen yaratabilmek için eğitimin önemine değinen ve insanları ahlaki bakımdan etkileyebilecek olaylar üzerine düşünceler geliştiren kişilerdir. Platon tragedyanın bir yandan gençlerin eğitimi için olumlu olabileceğini düşünürken öte yandan bilinçli düşünebilmenin önüne geçebilecek duyguları harekete geçirmesi bakımından bu türü zararlı bulmuştur. Aristo'da bu düşünce çok değişik bir hal alır, çünkü Aristo duyguların harekete geçmesinin olumsuz olmadığını düşünmüştür. Aksine insanlarda oluşacak olan acıma ve merhamet duygularıyla insanlar bir tür arınma (katharsis) yaşayabilirler ve duygusal coşkunlukları bu yolla boşalarak bir tür rahatlama yaşarlar, müzik de bunu ayrıca destekler. 'Katharsis' aslında bir tıp terimidir ve zararlı maddelerin vücuttan dışarı atılması anlamını taşır, Aristo'da ise bu terim ruhun temizlenmesi ve kötülüklerden arınması anlamını taşır. İşte tragedyanın etkileyici olması burada önem kazanır; katharsis yoluyla ruhlarını kötülüklerden arındıran insanlar Yunan toplumu için daha yararlı vatandaşlar olacaklar ve toplumun kültür düzeyi daha da yetkinleşecektir. Görüldüğü gibi Platon'un aksine Aristo duyguların tetiklenmesinin yararlı olacağını düşünmüştür.

     Aristo'ya göre tragedya yaşamın özel yanından çok genel ve tipik yanını ele almalıdır, bu yönüyle de tragedya evrensel olmalıdır. Ayrıca tragedyada olaylar gerçek yaşamda olduğu gibi değil olması gerektiği gibi anlatılmalıdır. Bu yolla insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğu da öğretilmiş olacaktır.

     Aristo komedya üzerinde çok durmamış, tragedyanın ortalamanın üstündeki insanları ve tipleri, komedyanın da ortalamanın altında insanları anlattığını söylemiştir.

     Ahlakçı olması ve kusursuzluk arayışı Aristo'nun tragedyanın biçimsel özellikleri hakkındaki düşüncelerinde de etkili olmuştur. Aristo'ya göre kusursuz olan, bu kusursuzluğunu biçimce ne çok büyük ne de çok küçük olarak yansıtmalıdır, yani belli bir uzunluğa sahip olmalıdır. Tragedyada da olay ne çok uzun ne çok kısa olmalı, hatta günün doğuşu ve batışı arasında son bulmalıdır. Anlatılan olayda bir bütünlük olmalı, mümkün oldukça tek olay üzerinde yoğunlaşılmalı, olaylar neden-sonuç bakımından mantıksal bir tutarlılık taşımalıdır.

     Sanatın niteliği konusunda Aristo sanatın bir taklit (mimesis) olduğunu söylemiştir, ancak bu taklit birebir yansıtmaktan çok yaşamın genel ve tipik yanını vermelidir.

     Aristo yine de sanatsal gerçekliği gözetmiş, yani sanat kuralları ile ahlak kurallarını birbirinden ayırarak sanatçının estetik kurallara daha bağlı olmasını savunmuştur. Ancak sanatın toplumun değer yargılarına da ters düşmemesi gerektiğini söylemiştir. Estetik değerleri öne çıkarması, Aristo'nun sanatın güzel bir etki yarattığını düşünmesinden ve sanata özgü ayrı bir zevkin varlığına inanmasından ileri gelir.

     "Poetika" uzun yıllar okunmuş ve  öne sürdüğü düşüncelerle üzerinde kuramsal açıdan tartışılmış bir kitaptır.



__________________
Bir insan yaşanmamışlığı bulunca
Onu artık hiç kimse anlatamaz
Yukarı Dön Göster dvorak's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: dvorak
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide