Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Usta Şairlerimiz
 Özel Forum : Usta Şairlerimiz
Konu Konu: ABDÜLKADİR BUDAK Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Azra Reyhan
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Ocak-2008
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 288
Gönderen: 06-Haziran-2008 Saat 14:04 | Kayıtlı IP Alıntı Azra Reyhan

BAĞIŞLA BANA ADINI

 

-Leylayı anlat bana

 

Ey şiir,sesin çığlık

Uyağın vaha

Leylayı anlat bana

 

Yeldirmesi aşk oyalı

Etekleri yangın yeri

Kays adlı ağacın dalı

Bir sevdanın son depremi

Olan o güzel leylâyı

Anlat bana çölün dili

Kana benzeyen sahrayı

Anlat bana, hangi deli

Yıkmış gönül sarayımı

Gül kanatan mezar yeri

Çağrıştırıyor Leylâyı

 

-Bağışla bana adını

 

MECÂZİ

 

Çöl kumuyla teyemmüm eyledi Mecnun

Kapanmak için alevden damıtılmış secdeye

Yüzünü dönderdi Leylâya doğru

Yani aşkın kıblesine

 

Sol göğsünün altından yükseldi sesi:

-Külleme ateşimi,yandıkça bahtiyarım

Adım Leylâ ile anıla tanrım!

ABDÜLKADİR BUDAK

 

Sevgili Dostlar

2008 Yunus Nadi,şiir ödülünü alan şair,Abdülkadir'den sizlere esintiler getireceğim.

Kendisini kutlayacağız,sitemizde konuk etmekten onur duyacağız.

Hepinize sevgiler..



__________________
En yalçın dağısın ömrümün - Hasan dağı gibi aşamadığım
Yukarı Dön Göster Azra Reyhan's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Azra Reyhan
 
yuna
Ulema
Ulema
Simge

Kayıt Tarihi: 21-Kasım-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 1339
Gönderen: 07-Haziran-2008 Saat 22:29 | Kayıtlı IP Alıntı yuna

 

Sevgili Azra Reyhan bize verdiğin bu müjdeden sonra çocuklar gibi şaşkın bir sevinç yaşıyorum. Sağolasın dostum.

Kazı / Abdülkadir Budak

Koklanmayan gül üşür
Ayak sesi duyulmayan oda dar
sevgisizliği dene
Kar kar

İn derinlere korkma
Sürsün kazı
Bir zaman sonra göreceksin
Acının köklerinde sevincin ağzı

 



__________________
Yukarı Dön Göster yuna's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: yuna
 
Nimoş
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 17-Şubat-2005
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 760
Gönderen: 08-Haziran-2008 Saat 14:21 | Kayıtlı IP Alıntı Nimoş

Kırgın, Arkana Bakma

O şehrin salıncakları düşürdü çocukları
İtfaiyecileri sözleştiler yangınla
Irmağının kıyısına çadır kuramam artık
Elimi uzatamam kapı tokmaklarına

Çarşafları kirli artık, yatamam otelinde
Çaylarını içemem bildik park kahvesinin
Irmağının kıyısına çadır kuramam artık
Halam beni bir daha o şehre beklemesin

O gün düşürdüm cebimden, getirmesin bulanlar
O şehirde çektirdiğim son hatıra resmini
Artık her yerim üşüyor, o şehir benim için
Avcı duvarında asılı ceylan derisi

Bastırılmış duyguların şiirini yazmalıyım
Mezun verdi güz okulu bu yıl da
Kelebek kanatlarını kopardığı doğrudur
Bahçelerini kuşatan dikenli çit tellerinin
Sabun arıyor şehir, ellerini yıkayacak
Benim içimden gelmiyor başkası versin

Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım
Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık
Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya
Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık
 
Abdülkadir Budak
 
 


__________________
Yukarı Dön Göster Nimoş's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Nimoş
 
fairy
Ulema
Ulema
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Şubat-2004
Ülke: Turkey
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 634
Gönderen: 08-Haziran-2008 Saat 23:14 | Kayıtlı IP Alıntı fairy

Merhaba dostlarım

Sevgili Azra Reyhan'la birlikte şiir rüzgarları daha bir güzel esiyor şimdi.. 

Sayın Abdülkadir Budak'ı Şiir Odası dergisiyle tanımıştım. Sonra seçkin sanat dergilerinde imrenerek izlediğim sanatçılardan biri oldu. Tüm şiir kitapları başucumda duruyor hala.. 

Türk şiir geleneğini modern şiire taşıyan, türkçenin tadını, inceliğini  harmanlayan şairimizin sitemizi onurlandıracağını duyunca çok mutlu oldum.   

Hepimize mutlu bir hafta dilerim.

Sevgilerimle..

 



__________________
Yukarı Dön Göster fairy's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: fairy
 
Serpil
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 17-Şubat-2005
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 930
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 10:52 | Kayıtlı IP Alıntı Serpil

“Sen bir yanıma otur çocuklar bir yanıma

                          Al atlar otlakta kişnesin yine

                          Merhabalar uçurmaya hazırım

                          Tipiye tutulmuş kar çiçeğine”

 

                          - Ah sevgilim bir yastığı

                          Paylaşmanın sevincini

                          Yaşamamak yürek incitir

                          Bak sözcükler tavşan kanı

                          Dilim sürçtü bağışla da

                          Hadi bana çay getir.

Abdülkadir Budak'ın şiirlerini okudum. Çay Getir şiirini paylaşalım..

Günaydın, mutlu haftalar..

 



__________________
Kalbim görmesin
Gözyaşım duymasın
Ruhum sakınsın
Acı veren tutkularımdan
Yukarı Dön Göster Serpil's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Serpil
 
ismet
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Kasım-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 1144
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 12:43 | Kayıtlı IP Alıntı ismet

Günümüz Türk şiirinin önde gelen  şairleri arasında yer  alan Abdulkadir Budak 1952 yılında Sivas’ın Hafik ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Kayseri’de devlet memuru olarak çalıştı, emekliye ayrıldı. Yaşamını Ankara’da sürdürüyor. Şiirleri 1970’li yıllardan itibaren edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. Şiirlerinde lirik bir yoğunluk, düşünsel özgünlük, mecaz ve imge zenginliği ağırlıktadır.

 1983 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhon Murat Arıburnu şiir ödülleri İmzasız Gül ile aldı.  2008 yılı Yunus Nadi şiir ödülünü Veysel Çolak’la paylaştı.

 

Sana Bakmak

 
Göğe bakmak gibi bir şeydi anlaşılan
Açık mavi bir göğe, gündüz yıldızları olan
 
Sana bakmak gölde kayık olmaktı
Kış günü köy evinde soba olmaktı bir de
Yaz günü bir ağacın gölgesinde uyumak
Elma soymak gibiydi, kavun kokusu
İçimdeki hastaneden taburcu olmak
Sana bakmak bana hep iyi geldi
Sanki saç örgüsüydün salkım söğütte
Sana bakmak güzel olan her şeydi
 
Sokak kedisine şefkat, baltalara merhamet
Sana bakmak ağaçlardan yana olmak demekti
Bahçe mahkemesinde nergisin tanıklığı
Yoksul öğrencilere defterlerdi, kalemdi
 
Heyecanını yitirmiş istasyondum belki de
Gelen hiçbir tren beklediğim değildi
Yalnızlığa sarılmaktan kurtuldum
Çünkü yüzüne baktım çünkü yüzün ay
Işıtıverdi birden içimdeki geceyi
 
Sana bakmak yastan çıkıp dörtnala
Lunapark şenliğine geçmekti bir bakıma
 
Teneffüs zili kadar sevimli derslerdi yüzün
Çiçekten karneyle eve dönmekti
Bitmiş gibi konuştum, şaşkınlıktandır
Sana bakmak iyi değil, pekiyi
 
Abdulkadir Budak'ın şiirinin büyüsü insanı hemen sarıverir. 
 
Sana tekrar teşekkürler sevgili Azra Reyhan..
 
Sevgili arkadaşlarım, şiirli haftalar dilerim. 
 
 
 
 
 
Yukarı Dön Göster ismet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ismet
 
ZEYNEP
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 26-Kasım-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 890
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 12:56 | Kayıtlı IP Alıntı ZEYNEP

 

Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim

                                             
Can Yücel'e nazire

 
              Ona göre baştan beri iflâh olmaz biriydim
Babam korkuydu bana, annem yürek serinliği
En sevdiği oğluydum -bana hep öyle gelirdi-
              Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim
              Hayatta ben en çok annemi sevdim
 
              Sözümona büyümüştüm, ekmek getirirdim eve
Annem öldü, düşüyorum, koptu salıncağın ipi
Anahtarsız bir kilide benzediğim doğru şimdi
              Saçlarına tırmanırdım tutunup yıldızlara
              Kokusu kalmıştır diye kapandım odalara
 
              Kıyamazdı bilirdim şiirler yazan oğluna
Sevgilim terkedince benden fazla ağlardı
İstiridyeydi annem, içinden inci çıkardı
              Hergün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık
              Annemi anılarda bile bulamıyorum artık
 
              Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi
Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden
O gün bugündür bana gülden önce gelir diken
              Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim
              Hayatta ben en çok annemi sevdim
 
 
MERHABA ARKADAŞLAR 
 
ABDÜLKADİR BUDAK BU ŞİİRİYLE BENİM ANLATAMADIKLARIMI SÖYLÜYOR. 
 
BENCE SIRF BU YÜZDEN ŞAİRLERE MİNETTAR OLMAMIZ GEREKİYOR.
 
SEVGİLİ AZRA REYHAN  SENİ TANIDIĞIMIZ İÇİN MUTLUYUZ.
 
ARTIK BU HAFTA KOLAY GEÇECEĞE BENZİYOR 
 
 


__________________
Yukarı Dön Göster ZEYNEP's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ZEYNEP
 
çiçekçi
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 26-Kasım-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 907
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 13:08 | Kayıtlı IP Alıntı çiçekçi

 M U T L U   H A F T A L A R

HER GENÇ KIZ GİBİ ESKİDEN BEN DE ŞİİR YAZARDIM. SEVGİLİ FAİRY'İ TANIDIKTAN SONRA YAZMAYI BIRAKTIM, ŞİİRİ ANLAMAYA BAŞLADIM. BİZ KAÇ YILDIR FAİRY OKULUNDA OKUYORUZ. ESKİDEN DERS SAATİ BAŞLADI DİYE ŞAKA YAPARDIK FAKAT GERÇEĞİ SÖYLÜYORDUK.

HALA ÇOK İYİ TANIMADIĞIM ŞAİRLERİMİZ VAR. SEVGİLİ İSMET ABİMİZ BİZİ HİÇ  İHMAL ETMEDİ. ŞİMDİ DE ABDÜLKADİR BUDAK ŞAİRİMİZİ YAKINDAN TANIYORUZ. İLK FIRSATTA KİTAPLARINI ALACAĞIM.

SEVGİLİ AZRA REYHAN'A BU BAKIMDAN AYRICA TEŞEKKÜR EDERİM. ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİNİ DAHA YAKINDAN TANIMA FIRSATIMIZ OLUYOR.  

 

Buradan Bir Şiir Çıkar

Kürekler çekiyorsa acemi kayıkçıyı

Taşı annesi sanıp sarılıyorsa yosun

Şehirli desen peşine düşmüşse köylü kilim

Bir kapı ötekine buyrun efendim diyorsa

Bir pencere ötekine açılıyorsa örneğin

 

Burdan bir şiir çıkar ve ben onu yazarım

Irmağın altından geçiyorsa bir köprü

Aşk ağacın gövdesini sallıyor

Yaprak ondan fazla ürperiyorsa

Çivi zannediyorsa çarmıh İsa’yı

Çıraktan el alıyorsa bir usta

 

Rujun belirlediği bir kadın dudağından

Şu sözler çıkıyorsa yapma çiçekler çağında

“Gözlerim rimelliydi ağlayamadım”

Bir yenilgi daha almış olur gül

Ve ben bunun şiirini yezarım

 

Kuş sınıfında yer almış olmalarından

Bir şiir çıkabilir serçe ile kartalın

Koca dünya bir hamalı taşımaz

Koca dünya sırtındadır hamalın

 

Şiir deneylerle değil acemilikle yazılır

Otelin yolcuda dinlediği vakitler

Ateş üşüyorken dergiden kitaplardan

Nice Abdülkadir Budak’lar geçer

ŞAİRE GÖRE HER YERDEN ŞİİR ÇIKAR. AMA NİCE ABDÜLKADİR BUDAK'LARIN ÇIKACAĞINA  İNANMAM .

 



__________________
Yukarı Dön Göster çiçekçi's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: çiçekçi
 
akın
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Kasım-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 845
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 15:49 | Kayıtlı IP Alıntı akın

Abdülkadir Budak Şiirinin Desenleri

 

                             “Unutulmuşluğun tozlu rafında

                          Eski harflerle yazılmış bir kitaptır

                          Nicedir acının karlı yolunda

                          Sabahını arayan bir gecedir”

 

             Abdülkadir Budak’ın ilk şiir kitabı ‘Geçti İlkyaz Denemesi’nin 33’üncü sayfasında yer alıyor bu dizeler. Şairin varlık bilimsel (ontoloji) gerçeğini, acının karlı yolunda sonsuzluğu arayışın gayreti olarak açıklamak mümkün. Acının karlı yolunu hesap ederek yola koyulur şair. Budak, kehanet demeyeyim ama, bir öngörüyle bu durumu daha ilk kitabında keşfeder. Eğer şiirin ve yazının ontolojik bir alan olduğu ihtimalini dışlarsak, şairin geleceğe bırakacağı kalıt da (miras) anlamsız olur. Herhangi iyi bir şaire ya da Budak’a elli, yüz sene sonra bir kütüphanenin rafında rastlayan birisi, düşünsel, sanatsal tasarımında, eyleminde bu kitabın harflerini hesaba katacaktır. T. S. Eliot’un vurguladığı gibi “Her yeni yapıt, geçmişin bütün yapıtlarını içeren bir yapıttır.” Abdülkadir Budak’ın yedi, sekiz asır önce rastladığı bir şairin mısralarıyla buluşması da böyle bir durumdur. Hayatın dışarıdan görülen kabuğu altında görünmeyen varoluşsal ağıntı sayesinde, sanat sonsuzluğunu bulur, ölümsüzlüğe erer. Şairin arayışı, Gılgamış’ın arayışından farksızdır. Elbette günümüz şiiri yedi, sekiz asır önceki şiirden bir kopmayı, aynı ölçüde de bir eklemeyi gerektirir. Bizim açımızdan bu zinciri halka halka oluşturan temel unsur, TÜRKÇE EDA’dır. Bu eda, devşirme ve sahte şiire karşı kültürümüzü korur.

             Şiirin şaire armağanı, nadir anlarda tattırdığı mutsuz sevinçtir. Bütün iyi şairler bu mutsuz sevinç için acının karlı yolunda bir yol insanı olarak, dervişçe bir kararla başlamıştır serüvenlerine. “Sabahını arayan bir gecedir” şair. Sabaha yaklaşan her adımda, ufuk biraz daha geriler. Sisphos söylencesine benzer bir durum söz konusudur. İlhan Berk’in “şiir bir cehennemdir” vecizesi de bu duruma işaret eder.

             Bir şair, şiiri seçtiği için mi şairdir? Bence şairler bir anlamda, seçilmiş insanlardır. Roman, hikâye gibi edebiyatın diğer dallarında böyle bir durum söz konusu değildir. Şair sözüyle, Varlık’ın sonsuz bir oluş hâlindeki akışını kayıt altına almakla görevlendirilmiştir. Abdülkadir Budak’ın külliyatına baktığımızda ‘Geleneği dönüştürme’ gibi bir misyonla seçildiği düşüncesine varırız. Kuşağı şairler arasında, böylesi bir ısrar içinde, bu kaygıyı duyan başkaca bir şaire rastlamıyoruz. Belirgin bir mistik, metafizik deneyim olmaksızın, şiirinin matrisi, geleneğe göndermelerle yüklüdür. Çağdaş bir söylencedir. Türk şiiri kapsamında geleneği dönüştürme gayreti içinde olan diğer bir büyük şair Hilmi Yavuz’dur. Hilmi Yavuz şiiri antik bir değer ve nitelik taşırken, Budak’ın şiiri hayatın ve insanın koordinatlarını biçimlendiren duygu hâllerini yorumlar. Mistik bir şiir değildir ama, hayata dair kıssadan hisseler çıkarabileceğimiz bir hikmetle de yüklüdür. Budak, ender bir mecaz (eğretileme) ustasıdır. ‘Ahşap Anahtar’ ve ‘Ev Zamanı’ kitaplarında bu ustalık, olağanüstü bir düzeyde sergilenir. Çağdaş hayatın çok yönlü karmaşasına, eğretilemelerle ışık tutma kaygısı duyar.

             Budak’ın şiiri hakkında öteden beri ortak bir yargı vardır: Geleneği dönüştüren modern bir şair. Bu yargı doğrudur. Geleneği dönüştüren diğer bir büyük şair Hilmi Yavuz’la farkı şudur: Hilmi Yavuz, çağdaş bir Divan şairi algısı içinde, geleneksel toplumun ve o toplumun remiz ve göstergelerinin bugün artık var olmamasına rağmen, zor bir işi başararak, geleneksel hayatın sembol ve göstergelerine hayatiyet kazandırır. Oysa Abdülkadir Budak, Divan şiirinden daha çok Yunus Emre ve tekke edebiyatına yakın durur. Türk şiiri, Hilmi Yavuz ve Abdülkadir Budak’ta geleneğin iki ayrı merhalesi olarak, geleneğin dönüştürüldüğü bir zenginliğe ulaşır.

Budak’ın ilk kitabı ‘Geçti İlkyaz Denemesi’ 1978 tarihini taşıyor. O yılların baskın şiir anlayışı, sav sözlere ve ideolojik soyutlamalara dayanan Jdanovcu bir şiir pratiğidir. O dönemde birçok şair şiiri değil, siyaseti önceleyen bir tutum sergiledi. Budak bu egemen şiir anlayışına katılmadı. Daha bağımsız bir yol seçti. Ama bireyci bir şair de olmadı. Yeri geldiğinde, muhalif tavrını koyarak toplumsal eleştirisini de yaptı. Salt işçi sınıfı ideolojisi gibi tek boyutlu bir düşünceyi amaçlamadı. İnsanlığın kanayan yarasına, bireysel acılara da merhem olmak isteyen bir şiire katkı yaptı.

             “Gömleğim Leyla Desenli’ 1981 yılında yayımlanır. ‘Şimdi Yaz’ adlı şiir kitabından sonra kendi çizgisi içinde niteliksel bir sıçramayı da içerir. Şairin üslûbu netleşmiştir. Zaten 1980 yılından itibaren Türk şiiri de bir sıçrama yapacaktır. İkinci Yeni tekrar keşfedilir. Yirmi yıla varan bir merhalede 1980 şiiri biçim ve retorik olarak önemli zaferler kazanacaktır. 1970 kuşağının tek boyutlu yorgun şiiri tasfiye edilir.

 

                          “Duru suların yüzünü

                          Öpmek için çabalayan

                          İnce birer söğüt dalı

                          Oldukça da adlarımız

                          Acıların önsözüne yazıldı”

 

             Kendilerine dünyada acı bir kök tadı seçen, tragedyası olan şairlerin daha büyük ve gerçek şairler olduğuna inanırım. Budak da bir sarnıçta bireysel ve toplumsal acıları demlendirerek yazmıştır şiirini. Şairler için yitirilmiş bir cennettir çocukluk. Çocukluk neden yitirilmiş bir cennettir? Aşağıya aldığım dizelerde de çocuksu bir ego gizli:

 

                          “Dilli düdükler kırıldı

                          Ve değnekten atlarımız

                          Sırtından atıverip

                          Uzaklaştılar bizden

                          Öyle kaptan olmak gibi

                          Düşlerimiz de yoktu

                          Ak yelkenli tekne umduk

                          Karanlık denizlerden”

 

             Otuz altıncı sayfadaki ‘Peruz’ adlı şiir, sanatçının evrensel tragedyasını yansıtır.

 

                          “Nasıl olsa bitecek bu hüzün gösterisi

                          Kesilecek birazdan içtenliksiz alkışlar

                          Şimdilik yüreğini kavuran bir müziğe

                          Eşlik eden seyirciler az sonra

                          Evlerinde olacaklar

 

                          Hep Peruz’un içine yağacak karlar”

 

             On altıncı sayfadaki Nadir Redifli Sitem adlı şiirin

 

                          “Coştururdu beylerin uykusunu dağıtmak

                          Ben şimdi soruyorum at nedir Ayvaz nedir”

beytinde, Köroğlu menkıbesine gönderme yaparak başkaldırıyı ele aldığı için toplumsal, beyitlerden oluştuğu için de biçimsel olarak geleneği sırtlayan bir şiir.

             Yunus Emre Abdülkadir Budak’ı okuma şansına sahip olsaydı, Abdülkadir Budak’ı yol arkadaşı olarak görürdü.

             Hilmi Yavuz, geleneği salt biçimsel olarak dönüştürür. Geçmişin arkaik diliyle Türk şiirine geleneksel, ama yeni tatlar kazandırır. Abdülkadir bu dönüştürmeyi hem içerik, hem biçimsel olarak başarır. Hilmi Yavuz’un şiiri, bir sergi salonunda görebileceğimiz antika bir eşya gibidir. Hilmi Yavuz ve Abdülkadir Budak, gelenekten beslenen iki ayrı arter olmasına rağmen, Batı’lı değil, Doğu’lu bir kültür ve medeniyet çevresinde temayüz ederler. Bu bir olumsuzluk değil, çünkü büyük şiire Batı değil, Doğu sahiptir. Cemal Süreya da Doğu’lu bir şairdir. Buna karşılık Edip Cansever Batı’lı bir şairdir. Bir Batı’lıdan daha çok Batı’lıdır.

             Necatigil’in Gurbet – Hasret – Hikmet burçlarına karşılık, Budak’ın İlkyaz – Yaz – Güz burçları konumlandırılabilir. ‘Geçti İlkyaz Denemesi’, ‘Şimdi Yaz’, ve ‘Gömleğim Ayla Desenli’ kitapları ile İlkyaz Burcu’nda olan şair, ‘Sevdanın Son Keremi’ adlı kitabı ile birlikte Yaz (Hasret) burcuna girer. Ama gelecekteki son merhaleyi Güz (Hikmet) burcunu bir öngörüyle işaret eder.

 

                          “Ne kaldı yaz hasadından

                          Dedi gitmeden önce

                          Güzün ahşap kapısından”

 

             ‘Ahşap Anahtar’ ve ‘Ev Zamanı’ adlı kitapları Güz Burcu’nun kitaplarıdır. ‘Ev Zamanı’nda eğretilemelerin hakim olduğu bir dille, kişisel tragedyasını betimler. ‘Ev Zamanı’nda görünür kıldığı mutsuz babaya karşılık, ‘Gömleğim Leyla Desenli’de mutlu bir aile reisi vardır. Bu şairin tragedyasıdır. ‘Ahşap Anahtar’ ve ‘Ev Zamanı’ndaki kötümser, depressiv ruh hâli yerine, ‘Gömleğim Leyla Desenli’nin şairi mutlu, sevinçli duygu hâlleriyle görünür. ‘Gömleğim Leyla Desenli’deki ‘Çay Getir’ adlı şiirin bazı dizeleri şöyle:

 

                          “Sen bir yanıma otur çocuklar bir yanıma

                          Al atlar otlakta kişnesin yine

                          Merhabalar uçurmaya hazırım

                          Tipiye tutulmuş kar çiçeğine”

 

                          - Ah sevgilim bir yastığı

                          Paylaşmanın sevincini

                          Yaşamamak yürek incitir

                          Bak sözcükler tavşan kanı

                          Dilim sürçtü bağışla da

                          Hadi bana çay getir.

 

             Şairler çile adamlarıdır. Çile odalarında çile dolduran dervişler gibidirler. ‘Gömleğim Leyla Desenli’ kitabının son şiiri ‘Genç Ozan’ adlı şiirde, şair bu sınamadan geçerek olgunluk içinde mürşitlerine seslenir:

 

                          “Konuş ey büyülü sözcük söz senin

                          De ki localarından izleyen ustalara

                          -Bu genç ozan biliyor yanmanın önemini

                          -Bu mecnun Leyla’sını değişmedi bir çöl kumuna”

 

             Yaz (Hasret) burcunun kapısından 1985 yılında yayımlanan ‘Sevdanın Son Keremi’ adlı kitabıyla girer. Mecnun yerini Kerem’e bırakır. Leyla motifi devam eder.

 

                          “Hancı tütün sardı çorba ısıttı

                          Leyla dedim taş dönüştü yastığa”

 

             Leyla’ya giden menzilde geçmiş bir fotoğraf netliğiyle görünür kılınır. Günümüzde tensel seanslara indirgenen aşkları ile, geçmişin aşkları arasında bir karşılaştırma yapmamız mümkün bu iki dize aracılığıyla.

             Kırlarda geçen bir çocukluğu var mı Budak’ın? Daha çok ilk kitaplarında rüzgâr, gül, bulut, kuş sözcükleri panteist bir dünyanın ipuçları gibi. Yüzey yapıdaki tabiata ilişkin betimlemeler, derin yapıda mecaza dönüşüyor. Israrla vurguladığım bu retorik ustalık çok nadir şaire nasip olan bir üstünlük. Bütün eserlerine baktığınızda, izlek açısından bir dağınıklığa rastlamazsınız. Kapıp koyvermeler yoktur. Bir önceki dönemi inkâr yerine, bir önceki yapıtı aşma gayreti içindedir. Bunu da başarır. Firesiz bir şiir karakteri arz eder Budak’ın külliyatı.

             Geleneksel toplumumuz bir ağıt toplumudur. Bu ağıt toplumunun sosyolojisine yedi, sekiz asırlık şiirimiz, daha ziyade halk ve anonim şiirimiz tanıklık eder. Böylesi bir çağrışım zenginliğine sahip iki dizeyle devam ediyorum.

 

                          “Unutulmaz babaların öldüğü

                          Annelerin ise onlarla gömüldüğü”

 

             Duygusal algı (perception sensibilite) ile usçul soyutlamanın (abstraction rationele) dengeli bütünlüğü, ‘Ahşap Anahtar’la birlikte usçul soyutlamanın lehine değişerek, eğretilemelerle örülen bir düşünce şiirinin zenginliğine ulaşır.

             Günümüz insanı, bireysel / kişisel boyutta da sistemin daraltıcı etkisiyle zapturapt altına alınmıştır. Post modern düşünür Michel Foucoult iktidarın günümüzde merkezî konumunu yitirerek, toplumun tüm alanlarına nüfuz edici bir ağ hâlinde yayıldığını savunur. Okul, hapishane, hastahane, tımarhane ile birlikte aile, bu normalleştirici iktidarın denetimi altındadır. Yasa, ordu, polis dışında Gramsci’nin vurguladığı organik bir ideolojinin özneleriyiz. Organik bir ideolojinin öznesi olarak pek de özgün olduğumuzu fark etmeden, normalleştirilerek bu ideolojik kapanımı yaşıyoruz. Şair bu yabancılaşmayı daha çok hissediyor. Marks’ın yabancılaşmayı kıran Jenerik İnsanı yerine, Kafka’nın betimlediği Batı’lı insanın ontolojik yalnızlığını yaşıyor günümüz insanı. Bu yabancılaşma ve yalnızlaşmayı şiir önleyebilir mi? İdeoloji gibi bir gerçeklik de yok ne yazık ki.Çünkü ideoloji, bir yanlış bilincin tezahürü. Bireyin bağlanabileceği bir gerçeklik alanını ihtiva etmiyor. Bu fobik kuşatma karşısında şairin itirazı da çok sınırlı bir etki gösteriyor. Güçlü bir metafor yeteneği bu yabancılaşmayı önlemeye yeterli değil.

 

                          “O zamanlar incecik yorganlar örtünürdüm

                          Büyük düşler kurardım küçücük odalarda

                          Bir şiir yayımlardım bir dergide örneğin

                          Mumun ışığı ile aydınlanırdı dünya”

 

             Şairin mutlu bir zamanı simgeleyen ‘Leyla Desenli Gömlek’i yırtılır:

 

                          “Çarmıhsız bir İsa düşünemedi

                          Yama da aramadı yırtılan gömleğine”

 

             Bu dizeler, Züleyha’nın sevişmek için Yusuf’un yırttığı gömleğini de telmih edebilir.

             Ortalama beğeni ile arasına ilk kitabıyla birlik bilinçli bir mesafe koyan şair, ruh hâllerini mistik / metafizik bir deneyim hâlinde sunmaz. Budak’ın şiiri lâik bir şiirdir. Belli izleklere tutkun olmasının bir eleştiri gibi öne sürülmesine karşılık, Edip Cansever’in kendi şiiri için yaptığı gözlemi, Budak’ın poetikasına da dolaylı olarak ışık tuttuğu için alıntılıyorum. Bir konuşmasında “Gelişmeye inanmıyorum. Kendi adıma bir eksen çevresinde şiirimi büyütmeye çalışıyorum. Gerçekte sanatçıların çok derinlerde bir ana damar vardır. Üstte kalan bazı değişimler silinebilir, yitip gidebilir. Önemli olan o damarı çeşitlendirmektir. Gelişim dediğimiz, ancak acemilik dönemlerinde göze çarpan bir olgudur.” Ama Budak, Necip Fazıl’la duyguların keskin biçimde hassaslaştığı bir düzlemde buluşur. Bunun bir sakıncası da yok. Çünkü Türkçe Eda’nın Türk Şiirini belirleyen en temel ıra olduğunu bildikten sonra, bu gelenek zincirinin önemli halkalarından biridir Necip Fazıl. Biçemsel olarak hece şiirini modernleştiren Necip Fazıl’la akrabalık, Budak şiirini eksilten bir öge değildir. Aşırı biçim deneylerine girmeden dörtlü, beşli, altılı dizelerden oluşan kıtalarla, şiirine biçimsel olarak sağlam ve dolgun bir blok oluşturur. Bu mısracı hüviyetini hiç kaybetmez. Kuşağım şairler arasında Abdülkadir Budak’ı bir ritm ustası olarak da görürüm. Sözcükleri balyozla döverek dizelere yerleştirir. Bu husus şiirine sağlam, adaleli bir nitelik verir.

             ‘İmzası Gül’ adlı kitabında intihar izlekli bazı şiirler yer alır, Sanki şair ilk üç kitabının sevinçli duygu hâlinden, depressiv (kötümser)  bir duygu hâline geçmiş ve orada kalmıştır. ‘Gizli Cam Parçaları’ adlı şiiri, intihar eden şair Metin Akbaş’ın bir dizesinden yola koyularak yazılmıştır:

 

                          “Şehrin ortasında kır çiçekleri

                          Çekildiler diyorum Metin Ağbi misali

                          Ah hepimiz ölüyoruz giderek

                          İntiharların çünkü biçimleri değişti”

 

             Yine bu kitaptaki ‘Uçurum Hakkı’ adlı şiirde intihar etme düşüncesi bir çığlığa dönüşür:

 

                          “Denizdim ben çekildim her yanım kum

                          Uçurum hakkını kullanmak istiyorum”

 

             ‘İntihar Girişimi’ adlı bir başka şiir, intiharları önlemek içindir. Ahmet Oktay’ın “Sonuçta intihar bireysel bir tercihtir” diyecek kadar soğuk ve duyarsız bir ruh hâli sergilemesini hep yadırgadım. Şimdi adını hatırlayamadığım bir şairin intihar eden şair Zafer Ekin Karabay için yazdıkları geliyor aklıma: “Toplum adeta bir EKİP ÇALIŞMASI yapar kişiyi intihara sürüklemek için.” Ama başkaları çoğu zaman, toplumun bir ekip çalışması yaptığının farkında bile değildir. Müntehirden hak ettiği sevgiler bile esirgenmiş, gittiği geldiği yollara mayın döşenmiştir. Abdülkadir’in bu şiiri, ‘İmza: Arkadaşları” dizesiyle son bulur.

             Yücel Kayıran, Budak’ın şiirine ilişkin olarak şu doğru ve genel tespiti yapar: “Abdülkadir Budak’ın şiirlerinin bireyi, içinde bulunduğu ilişkilere ve bu ilişkiler ortamında olup bitene karşı eleştirel ve yadsıyıcı bir bakış açısına sahiptir. Budak’ın şiiri bireyin varoluş bağlamında modernizmi zemin edinmiş, ancak bu varoluşu ifade etme bağlamında gelenekle bağlarını koparmamış bir şiirdir.” Budak’ın şiiri genel olarak, Yücel Kayıran’ın çok doğru bu tespitine paralel olarak değerlendirilmeli.

             Yazım, amaçladığım uzunluğu bir hayli aştı. Abdülkadir Budak’ın ‘Ev zamanı’ adlı kitabıyla ilgili 05 Eylül 2002 tarihli Cumhuriyet gazetesinin KİTAP ekinde yayımlanan bir yazım var. Bu nedenle ‘Ev Zamanı’ ve ‘Ahşap Anahtar’ adlı kitaplarının ayrıntılı bir değerlendirmesine burada girmiyorum.

             Ahmet Günbaş’ın ‘Çağlaçakır’ adlı şiir kitabıyla ilgili Cumhuriyet KİTAP’ta yayımlanan bir yazımda, Günbaş’ın Budak’a ithaf ettiği bir şiirin

 

                          “Sen kalkıp ta Kayseri’de gül yetiştir

                          Erciyes tepeden bakmaz mı adama”

dizelerinden yola çıkarak Budak’ın Kayseri’sine değinmiş ve, “Şimdi Abdülkadir Budak üvey annesi olan Ankara’da yaşıyor, Hep İstanbul’a dönüşleri özleyerek” diye yazmıştım.

             Modern Türk şiirini besleyen önemli arterlerden biri Budak’ın şiiri. Türkçenin tadı, inceliği dilsel bir tutum olarak muhafaza edilmiş. Devşirme bir dil kullanmıyor gerçek ve soylu şairler gibi. Türk şiir geleneğine de bu edası nedeniyle eklemlenirken, retorik açıdan da zaferini kazanmış bir şiirin şairi olarak yarının hafızasında yer almayı hak ediyor.

                                                                                                                 

Hüseyin Avni Cinozoğlu



__________________
Yukarı Dön Göster akın's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: akın
 
ESRA
enderunlu
enderunlu
Simge

Kayıt Tarihi: 15-Aralık-2004
Aktif Durum: Pasif
Gönderilenler: 630
Gönderen: 09-Haziran-2008 Saat 16:09 | Kayıtlı IP Alıntı ESRA

Kadın ve Nehir

 
İkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa
Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum
Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte
Saçları omuzundan akıyor birisinin
Ötekinin mızrağı saplanıyor denize
 
Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki
Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir
Biri geyik barındırır sularına eğilen
Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir
 
Maraton koşusuna benziyor ikisi de
Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara
Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı
Senin nehrin benziyor ateş emziren kadına
 
Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin
Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak
Nehir mi desem kadın mı, ikisi de olabilir
Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi
Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir
 
İkisi arasında bir fark göremiyorum
Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini
Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla
Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir
Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada
 
Söğüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri
Taçlandırırdı kadın aşkını haketseydim
İlle bir fark olmalı aralarında denirse
Biri denizi çağrıştırır öbürü uçurumu
Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer
Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu
 
Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine
Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini
Buradaki ayrıntı elbette önemlidir
Yine de diyorum ki, öyle büyük bir fark yok
Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir
 
Abdülkadir Budak 
 
 


__________________
Yukarı Dön Göster ESRA's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ESRA
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide